BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Makale ve İnceleme

Hukuksal sorunlarınızın yeni çözüm adresi: ARABULUCULUK

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

zeki-ariturk-1

Av. Arb. Zeki ARITÜRK

ARABULUCU VE ARABULUCULUK NEDİR?
6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 22.06.2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmiştir. Söz konusu 6325 Sayılı yasadaki tanımına göre Arabulucu; Arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça düzenlenen arabulucular siciline kaydedilmiş bulunan gerçek kişiyi ifade eder.

Arabuluculuk ise; Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini ifade etmektedir. Arabuluculuk ile hizmet süresinin tespiti hariç olmak üzere; işçilik alacakları, kıdem tazminatı, işe iade davaları, taşıma sözleşmelerinden kaynaklanan sorunlar, borçlar hukuku, medeni hukuk, tüketici hukuku, ticaret hukuku gibi kanunlarda yer alan ve kamu düzenine ait olmayan uyuşmazlıkların tamamı çözümlenmesi hedeflenmektedir. Gönüllülük esasına göre yürütülmekle birlikte sürecin yürütülmesinde gizlilik esası gözetilmektedir. Arabulucunun tarafsız olması en başta gelen şartlardan biridir. Süreç sonunda uzlaşma sağlanamaması hâlinde tarafların yargıya başvuru hakkı bulunmakta ve yargı hakkı da baki kalmaktadır.

ARABULUCULUĞU HANGİ KURUMLAR NASIL YÜRÜTÜR?

Arabuluculuk, Adalet Bakanlığının, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından yürütülecektir. Bu kurum tarafından Arabuluculuk Kurulu oluşturulmuş ve Arabuluculuk Sicilini alan ve tarafların belirlediği Arabulucular tarafından yürütülmektedir. Taraflar bir Arabulucu seçemedikleri takdirde, başvuru karşı taraflardan birinin yerleşim yeri veya işin yapıldığı yerdeki Arabuluculuk Bürosuna, yoksa bu konuda görevlendirilen Sulh Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne yapılır. Taraflar buradaki listeden Arabulucu seçebilecektir. Anlaşamamaları halinde seçimi büro yapacaktır. Arabulucu 3 hafta içinde başvuruyu sonuçlandırır. Gerekli hallerde süre 1 hafta uzatılabilir. Taraflar anlaşamaz ise ilk iki saatin ücreti hazine tarafından ödenir. Anlaşırlarsa asgari ücret tarifesine göre taraflar eşit şekilde ödeyeceklerdir.

ARABULUCULUĞUN UYGULAMA ALANI TEMEL İLKELERİ

Yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde Arabuluculuk uygulanır. Aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir.
Arabuluculuğa ilişkin yasalarca güvence altına alınan 3 farklı ve önemli ilke bulunmaktadır;
3.1. İradi olma ve eşitlik ilkesi
Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. Taraflar, gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahiptirler.
3.2. Gizlilik İlkesi
Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça arabulucu, arabuluculuk faaliyeti çerçevesinde kendisine sunulan veya diğer bir şekilde elde ettiği bilgi ve belgeler ile diğer kayıtları gizli tutmakla yükümlüdür. Aksi kararlaştırılmadıkça taraflar da bu konudaki gizliliğe uymak zorundadırlar.
3.3. Beyan veya belgelerin kullanılamaması İlkesi
Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda,

a) Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği.

b) Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler.

c) Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü.

ç) Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler ve beyanları delil olarak ileri süremeyecek ve bu konuda da tanıklık yapamayacaklardır.

Bu belge ve beyanlara ilişkin bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemeyecektir. Hatta bu belge veya beyanlar, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamayacaktır. Ancak, söz konusu bilgiler bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilecektir.

ARABULCULUĞUN FAYDALARI NELERDİR?

Arabulucu, bu süreçte karar veren kişi değildir. Hatta taraflara herhangi bir çözüm de önermez. Taraflar uyuşmazlığı kendileri uzlaşarak çözerler. Arabulucu, tarafların aralarındaki asıl uyuşmazlığı ve menfaatlerini tespit ederek bu konularda tartışmalarını ve çözüm bulmalarını sağlamaya çalışır. Burada taraflar kendi çözümlerini kendileri üretirler ve bunu yaparken birbirlerini anlamaya çalışırlar.

Dava boyunca yapmak zorunda kalacağınız tüm masraflardan (posta gideri, bilirkişi, keşif vb. masraflar, yol giderleriniz gibi) ve yargılama nedeniyle diğer işlerinizden kısıtlayıp, adliyeye ayırmak zorunda kalacağınız zamandan tasarruf etmiş olursunuz. Mahkemeye göre daha kısa sürer.

Sonuç, tarafların kontrolündedir. Geleceğe bakılır, mevcut hukuki durumun değil, menfaatin korunması esastır. Güvenirlik ve gizlilik önemlidir; taraflar mahkeme önünde konuşamayacaklarını burada rahatlıkla konuşabilirler. Psikolojik ve sosyolojik riski azdır; daha az yeni sorun doğurur. Tarafların anlaştıkları yöntem ve çözüm tarzı esastır, esnektir. Anlaşmayla çözülür; iki tarafta kazanır, tarafların sosyal ve ekonomik ilişkileri devam eder.

NEDEN MAHKEME DEĞİL DE ARABULUCU?

Özellikle lojistik sektörünü çok iyi bilen ve uyuşmazlıkları kısa sürede çözen Arabulucular mevcut olmakla birlikte bu sayı yakın zamanda artacak ve sektörün en büyük sorunlarından olan özellikle İşçi-işveren davaları son bulması beklenmektedir. Bu durum pek tabii mahkemelerin iş yükü noktasında büyük indirim yaşanacağı ve davaların da artık daha ayrıntılı incelenerek ve hızlı bir şekilde sonuçlanacağı tarafımızdan beklenmektedir. Çünkü hem dava sayısı hem de sektördeki problemler çok fazla olmakla birlikte zorunlu Arabuluculuk ile ihtisaslaşma da gelişecek ve resmi olarak şu anda olmasa da fiili uzmanlaşma artacağına yönelik gelişmeler olacaktır.

Pekâlâ, sonuç olarak; Mahkeme sürecine göre Arabuluculuk’ un avantajları neler? Neden tercih edilmelidir?
1-Taraflar uyuşmazlık çözüm sürecine doğrudan doğruya katılım sağlarlar ve özellikle sonucun elde edilmesinde egemendirler.
2-Uyuşmazlık çözüm sürecinde gizlilik ilkesi geçerli olduğu için, taraflar arasındaki ilişkiler zarar görmeden gelecekte de devam edebilecektir.
3-Uyuşmazlıklar daha az giderle ve daha seri ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulur.
4-Tarafların haklılığından ziyade aralarındaki menfaatler dengesinin tekrar kurulması gözetilir; bu suretle de geçmişi değil geleceği gözeten bir anlayış hakimdir.
5-Taraflar, birbirinin kaygı ve çıkarlarını keşfedebilir.
6-Duyguların, korumalı bir ortamda açığa vurulması taraflar arasındaki düşmanlığın azaltılmasını da sağlayacaktır.
7-Uyuşmazlık konularının sıralanması ve hangi meselelerde uyuşmazlık olmadığının belirtilmesi ile uyuşmazlığın daha açık bir biçimde tanımlanması mümkün olacaktır. Her iki tarafın da tatmin edilmesini amaçlayan bir anlayış egemendir.
8-Daha esnek ve daha ılımlı bir süreç olması dolayısıyla daha yaratıcı çözümler ortaya konulabilecektir.
9-Uyuşmazlık konusu, uzman kişilerce incelenebilecek ve değerlendirilebilecektir.
10-Arabulucu açmazların aşılmasını sağlayarak çıkarların ve ihtiyaçların dengelenmesine yardımcı olabilecektir.
11-Taraflar arasında empati kurulmasını, dolayısıyla her birinin diğerinin talebini anlamasını sağlanabilecektir.

SONUÇ

Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre iş davaları ortalama 431 günde sonuç bulmaktayken, yeni İş Kanunu Tasarısı Taslağı’nın yasalaşması halinde uyuşmazlıkların çözüme kavuşma süresi arabulucu vasıtasıyla 1 gün, 2 gün veya en fazla üç hafta gibi kısa sürelerde sonuçlandırılabilecek. Tasarıya göre, arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde görüşmeleri sonuçlandırmak zorunda olacak. Bu süre çok zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilecektir. Görüşmelerde uzlaşma sağlanmaması halinde iki hafta içerisinde dava açılabilecektir. Bu durumlar da göstermekte ki, arabuluculukla birlikte hem mahkemelerin iş yükü azalmış olacak hem de yargılamalar hızlı ve etkin bir şekilde sonuçlandırılacak. Tazminat davaları için de zorunlu olması gerekmekte olup, bu durumda arabuluculuğun yaygınlaşması ve hukuk temelinde var olan bir mekanizma haline dönüşmesi ile mahkemelerin kalitesinin de artmasına etken olması bizce beklenmektedir.

Makale ve İnceleme

Madencilik sektörünün sorunları ve yasal çözüm önerileri

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Editör

zeki-ariturk

Av. Arb. Zeki ARITÜRK

Madencilik, yeraltındaki madenlerin araştırılması, çıkarılması ve işletilmesiyle ilgili teknik ve yöntemlerin bütünüdür. Arz kabuğunda bulunan cevher, endüstriyel hammadde, kömür ve petrol gibi ekonomik ekli doğal hammaddeyi sağlamaktır. Ekonomik önemi bulunan mineralleri rasyonel bir şekilde endüstriye sağlamak için geliştirilmiş uygulamalı bilim dalıdır. Maden yataklarının aranması, projelendirilmesi, işletilmesi ve çıkarılan madenin zenginleştirilmesi ile ilgili işlemleri içerir.

Madencilik sektörü, ülkelerin kalkınmasında büyük rol oynamaktadır. Madenler; sanayi, enerji ve inşaat gibi birçok sektörün ham maddesini oluşturmaktadır. Haliyle gelişmiş ülkelerin kalkınmasında madencilik sektöründen yararlandıkları su götürmez bir gerçektir.

Madencilik sektörünün ülkemizde hak ettiği değeri ve desteği göremediğinden diğer ülkelerin gerisinde kalmıştır. Ülkemizin madencilik için yeraltı kaynakları yeterli olmasına rağmen gelişmiş ülkelerle rekabet edememesinin nedenlerini ve çözüm önerilerini yazımızın bu alanında özetlemeye çalışacağız.
Öncelikle;
Madencilik sektöründe; günün ihtiyaçlarına cevap verebilen, kalıcı, koşullara göre esneyebilen, kendini güncelleyen bir yol haritasına ihtiyaç vardır. Bu yol haritası çizilirken madencilik sektörünün yeni bir yasayla desteklenmesi ve mevcut yasaların sektörün sorunlarına çözüm getirir nitelikte değiştirilmesi gerekmektedir.

Madencilik sektörünün ilk engeli olan faaliyet gösterilecek alanların ruhsatları alabilmek ve faaliyete geçişindeki bürokratik sıkıntılar yeni düzenlemelerle aşılabilinmelidir.

Madencilik sektörünün bir diğer önemli sorunu ise, ödenmesi gereken vergilerin diğer sektörlerden fazlaca olması yatırımcıyı bu sektörden uzaklaştırmaktadır. Sektörün gelişmesi için ilgili vergi yükünün hafifletilmesi gerekmektedir. Yine bir diğer önemli sorun ise Madencilik fonunun kurumlar ve gelir olmak üzere çifte vergilendirilmesi fon bütçesini azaltmaktadır. Sektörün acilen yeni yasal düzenlemelerle rahatlatılması ve yatırımcılara teşvik verilmesi gerekmektedir.
Yine ülkemizde madencilik faaliyetleri birçoğu kamu kurum ve kuruluşlarının eliyle yürütülmektedir. Bu durumda ruhsatlardaki alan sınırlamasına gidilmesi gerekliliğini gözler önüne sermektedir. Kamu elindeki madenlerin özelleştirilmelerinde madenciliğe özgü yeni yöntemler geliştirilmelidir. Özelleştirilmesi mümkün görülmeyen KİT’ler rehabilite edilmelidir.

Madencilik sektöründe buğüne kadar Maden Bakanlığının kurulmaması vahim sonuçlar doğurmuştur. Sektörün acilen koordineli ve sübjektif bir politikası olan Maden Bakanlığına bağlanması gerekmektedir. Maden Bakanlığının ilk çalışmasının da sektörün yatırımının önündeki engelleri kaldıracak, teşviklerle bir politaka belirlemesi gerekmektedir.
Madencilik ürünlerinin üretimini sağlamak ve yüksek katma değerli ürünler üretmek gayesi ile yerli ve yabancı sermayeyi madencilik sektörüne çekebilmek için ruhsat, arazi tahsisi, çevre izni ve bunu takip eden diğer izinleri uzun vadede geçerli olacak kurallara, hızlı ve şeffaf izleyen bir mekanizmaya bağlamak gerekir.

Yasalardaki birbirinden kopuk madencilik sektörüyle ilişkili bütün yasal düzenlemeler kapsamlı bir kanunla tek çatı altında toplanmalıdır.

Maden Kanunda 1994 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 46. maddesiyle kamulaştırma işlemleri ETKB’na 3 ay süreli olarak verilmiş ise de, bu süre zarfından günümüze kadar 46. madde yeniden yazılarak yasadaki yerini alamamıştır. İlgili madde kamulaştırma hakkının mutlak hak haline getirmesi kanun boşluklarının ve diğer yasa ve yönetmeliklerle uyumlu hale getirilmelidir.

MER’i ile Maden Kanunundaki çatışmalar giderilmeli, iki kanunun birbirini destekler nitelikte olması için gerekli düzenlemelerin yapılmalıdır. Yine yürürlükteki mevzuatlardaki sürelerin hakkaniyetli biçimde düzenlenmesi, bir yandan birçok bürokratik izinle uzayan ruhsat alımlarının, 22 ayrı bakanlıktan tek tek izin alınmasıyla faaliyet geçilebileceği düşünüldüğünde 6 ay gibi sürenin hayatın olağan akışına aykırılığın acilen giderilmesi gerekmektedir.

Maden Ruhsat Sahalarını İlgilendiren Diğer Mevzuat Uygulamada Anayasa’ya aykırı olarak madenciliğe engel teşkil eden düzenlemeler aşağıda verilmiştir.

1- Çevre Mevzuatı
2- 6831 Sayılı Orman Kanunu
3- 4342 Sayılı Mera Kanunu
4- 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılatılması Hakkında Kanunun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi ve Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun
5- Milli Emlak Genel Müdürlüğü Mevzuatı
6- 2560 Sayılı İSKİ, İZSU Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
7- Toprak ile İlgili Mevcut ve Tasarı Halindeki Mevzuat
8- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
9- Diğer Mevzuatlar: 2873 Sayılı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Kanunu, 2634 Sayılı Turizm Teşvik Kanunu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 3621 Sayılı Kıyı Kanunu, Sağlık Bakanlığı 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Uygulamasına Dair Yönetmelikler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş ve İşçi Sağlığı ile ilgili Tüzük ve Yönetmelikler

Yukarıda kalem kalem belirtilen Yasaların hukukçu uzmanlar tarafından gözden geçirilerek yenilenmelidir.

Özetle; yazımızın başlarında değindiğimiz acilen kurulması elzem olan Maden Bakanlığının kurulması, Madencilik sektörüne yeni bir ivme kazandırması, sektörü ile devlet arasındaki sorunların tanım ve çözümlerinde kilit rol oynaması, ve yerel sektörü global dünya normlarıyla geliştirmesi için politalar belirleyerek faaliyete geçmesi gerekmektedir. Akabinde vergi yükleri, yatırımcı teşvikleri, yasalardaki uyumsuzlukları giderilmesi için kanun koyucuların yürürlükteki mevzuatları değiştirmesi gerekmektedir. Unutmalıyım ki; Türk Madenciliğinin kalkınması, ülke ekonomisine sağlayacağı katkı azımsanmayacak ölçüde olacağından, yeni istihdam alanları aramak yerine bazı değişikliklerle yeni yükler altına girmeden elimizdeki cevheri değerlendirmemiz ile mümkün olacaktır. Madenciliğin kalkınması ve gelişmesi demek ülkenin kalkınması demek olduğunu hatırlatmakla yazımıza son verelim.

DEVAMINI OKU

Makale ve İnceleme

İndirimli orana tabi işlemlerde KDV iadesi

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Editör

vergiiii-800x510

I. Giriş ;
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 29. maddesinde vergi indiriminin kuralları detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Buna göre bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemlerinden yani hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde aradaki fark iade edilmez, sonraki döneme devrolur. Ancak Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan (5615 Sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle değişen ibare. Yürürlük: 04.04.2007) işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir. (5838 sayılı kanunun 12. maddesiyle değişen ibare)Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi izleyen yıl içinde talep edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin yukarıda sayılan borçlarına mahsuben iade edilir. Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, iade hakkını kısmen veya tamamen ya da amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi ile sınırlı olmak üzere kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

II. Konu İle İlgili Yasal Düzenlemeler
İade uygulamasına ilişkin usul ve esaslar 2006 ve izleyen yıllarda gerçekleştirilecek indirimli orana tabi işlemler için geçerli olmak üzere, 3065 Katma Değer Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile belirlenmiştir.

3065 sayılı kanunun 28. Maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca vergi oranları indirilen teslim ve hizmetler dolayısıyla yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen KDV tutarlarının, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen sınırı aşan kısmı, KDV Genel Uygulama tebliğinin (III/B -3.2.2.) bölümünde belirtilen borçlara yılı içinde vergilendirme dönemleri itibarıyla mahsuben, izleyen yıl içerisinde talep edilmesi kaydıyla nakden yada söz konusu borçlara mahsuben iade edilebilir.

III. İade Uygulamasının Kapsamı
Bir hesap dönemi içerisinde % 1 ve % 8 oranları ile mal ve hizmet tesliminde bulunan mükelleflerin, bu işlemlerine ilişkin olarak satın aldıkları mal ve hizmetlere amortismana tabi iktisadi kıymetlere, genel giderlere ödedikleri ve o yıl boyunca indirme imkanı bulamadıkları KDV bu iade kapsamına girmektedir. İndirimli orana tabi işlemlerle ilgili olsa dahi, yıl içerisinde satışı gerçekleştirilmeyen yahut hizmeti gerçekleşmemiş işlemlere ilişkin satın alınan mal ve hizmetlere ödenen KDV bu kapsama dahil edilmeyecektir.

KDV Kanunu’nun 28. maddesinde KDV oranı, vergiye tabi her bir işlem için %10 olarak belirlenmiş olup, ayrıca Bakanlar Kuruluna bu oranı,

  • dört katına kadar artırma,
  • % 1’e kadar indirme,
  • bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası için farklı vergi oranları tespit etme yetkisi verilmiştir.

Kanundan kaynaklanan bu yetkiye istinaden Bakanlar Kurulu muhtelif tarihli Resmi Gazetelerde yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararnameler ile indirimli oranda vergiye tabi mal ve hizmetleri (I) ve (II) sayılı listeler halinde belirlemiştir.

İndirimli orana tabi işlemlerden; katma değer vergisinin konusuna girmeyenler KDV beyannamesine dahil edilmeyecek,

  • kısmi istisna kapsamına giren dolayısıyla yüklenilen vergilerin indirim ve iadesi söz konusu olmadığından, yüklenilen bu vergiler işin mahiyetine göre gider, maliyet veya kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacak.
  • Tam istisna kapsamına girenler dolayısıyla (ihraç kayıtlı teslimler ) dahil yüklenilen vergilerden indirim yoluyla telafi edilemeyenler ise ilgili işleme ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde iade edilecektir.

IV. İade Şartları
İndirimli orana tabi işlemlerde iade edilecek verginin alt sınırına ilişkin olarak 6/5/2006 tarihli ve 26160 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2006/10379 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1 inci maddesinin birinci fıkrasında bu tutar 10.000 YTL olarak belirlenmiş, ikinci fıkrasında ise “2007 ve izleyen takvim yılları için bu sınır, bir önceki yıldaki tutarın, Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde yapılacak hesaplamada, 50 YTL ve daha düşük tutarlar dikkate alınmaz, 50 YTL’den fazla olan tutarlar ise 100 YTL’nin en yakın katına yükseltilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, indirimli orana tabi işlemlerden doğan katma değer vergisi iade taleplerinde, bu işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisi tutarının iade yapılamayacak kısmı ile ilgili 2016 yılında geçerli olan 20.600 TL tutarındaki sınır, 2017/9759 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile düşürülerek 2017 yılında yapılacak 2016 yılı iade sınırı 10.000,00 TL olarak uygulanacaktır.

III. Sonuç
Sonuç olarak 2017 / 9759 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2016 yılı içerisinde %18 KDV oranına tabi mal ve hizmet satın alan ve %8 veya daha düşük oranlarda mal ve hizmet teslimi gerçekleştiren mükellefler 2017 yılı içerisinde 2016 yılında yapmış oldukları mal ve hizmet satışlarından kaynaklanan Katma Değer Vergisini 10.000,00 TL sınırını geçtiği tutarı nakden veya mahsuben iade alabileceklerdir.

Makale:

Hasan SARIBAŞYMM  E.Vergi Müfettişihasansaribas@hotmail.comhsaribas@consulta.com.tr
Hakan AKKAYAS.M. Mali Müşavirhkn.akkaya@hotmail.comhakkaya@consulta.com.tr

 

DEVAMINI OKU

Makale ve İnceleme

Bor madeni ile ilgili bilinenler ve bilinmeyenler…

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Editör

maxresdefault

Şu Bor dedikleri…

Bor, periyodik cetvel üzerinde B simgesiyle gösterilen, ısıya dayanaklı, sert bir yapıya sahip elementtir. Özellikle son on yılda adını sıkça duyduğumuz bu element, aslında 4000 yıl öncesinde ilk olarak Tibet’te kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra Sümerler ve Hititler bu elementi altın ve gümüş işçiliğinde kullanırken, Eski Mısırlılar mumyalama işlemlerinde, Romalılar cam yapımında, Eski Yunanlılar temizlikte ve Araplar ilaç yapımında kullanmışlardır. Yani bor madeni sanıldığı gibi yeni bulunan bir element değildir.

Bor elementi 2300 C ‘de erirken, 2500 C ‘de kaynamaktadır ve doğada yaklaşık olarak 230 çeşidi bulunmaktadır. Ayrıca doğada serbest olarak değil, tuz şeklinde ve diğer elementlerle bileşik olarak bulunur. Dünya üzerinde en önemli kaynakları Rusya, ABD ve Türkiye’de bulunan bu element, askeriyeden bilgisayar sistemlerine, inşaat sektöründen otomobil sektörüne kadar 400 ‘ü aşkın alanda kullanılmaktadır. Türkiye bor madenlerinin %72’sine sahiptir. Fakat üretim ve  ihracat oranı düşük olduğu için ülkemize getirisi pek fazla değildir.

Türkiye’de bulunan başlıca bor yatakları, Balıkesir, Kütahya, Bursa ve Eskişehir’de bulunmaktadır ve Bor madenlerini işletmek için Kırka (Eskişehir), Emet (Kütahya), Bigadiç (Balıkesir), ve Kestelek (Kütahya)’te tesisler bulunmaktadır.

  • Kırka Bor İşletmeleri : Yıllık 800.000 ton üretim kapasitesine sahiptir. Ayrıca Kırka’daki bu bor yatağı dünyanın en büyük bor yatağı olma özelliğini taşımaktadır.
  • Emet Bor İşletmeleri : Yıllık 500.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.
  • Bigadiç Bor İşletmeleri : Yıllık 200.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.
  • Kestelek Bor İşletmeleri : Yıllık 100.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.

Türkiye bor rezervlerinde %72’lik pay ile birinci sırada gelmekte, %8.50’lik pay ile Rusya ikinci ve %6,80 ‘lik pay ile Amerika üçüncü sıradadır.

Ancak MTA ( Maden Tetkik Arama ) tarafından yapılan rezerv arama çalışmaları sona erdiğinde Türkiye’deki bor rezervlerinin daha da artacağı tahmin edilmektedir. Yaklaşık 40 yıl sonra ise Türkiye dünya üzerinde bor rezervine sahip tek ülke olacak ve Türkiye’nin dünya üzerindeki popülaritesi artacaktır bu sebeple bor’un ülkemiz açısıdan zstratejik önemi oldukça fazladır.

Kullanım alanı bu derece geniş olan bor elementini Amerika uzay teknolojilerinde ve askeriye sistemlerinde kullanırken Türkiye deterjan ve sabun yapımında kullanmaktadır. Birçok bilim insanının “21.yüzyılın Petrolü ve Sanayinin Tuzu” diye tanımladığı bor, bazı yerel kaynaklarda fazla abartıldığı, aslında bor’un ekonomik açıdan pek öneminin olmadığı vurgulanmaktadır ancak bütün bu söylemler yanlıştır, çünkü bor’un kullanım alanı dünyadaki birçok doğal kaynaktan daha fazla ve önemlidir. Örneğin günümüzün en önemli doğal kaynağı olan petrol; gaz yağı, akaryakıt, makine yağı, fuel oil, jet yakıtı gibi alanlarda kullanılırken Bor, bütün bu alanlarda kullanılabildiği, bilgisayar sistemlerinde ve askeriye sistemlerinde dahi kullanılabilmektedir.

ABD’nin Bor rezervi 8 yıl sonra bitiyor! Üstelik ekonomik değil. Zira ABD, Bor çıkarabilmek için yerin 400 metre altına inmek zorunda. Yani bol bol para ve zaman harcıyor. Türkiye ise neredeyse kürekle Bor çıkarabiliyor! Çünkü toprağın 30 metre altı Bor!

DEVAMINI OKU

Popüler Haberler

Sektörel Haberler

Türk mermerine Hindistan’da yoğun ilgi

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Stona-'18-Fotoğraf-(2)

Stona 2018 – Uluslararası Doğal Taş, Mermer ve Granit Fuarı’nın 13.sü TG Expo Uluslararası Fuarcılık’ın milli katılım organizatörlüğünde 07-10 Şubat 2018 tarihleri arasında Hindistan’ın Bangalore şehrinde gerçekleşti.

Uluslararası pazara açılma anlamında sektörün önemli fuarları arasında yer alan Stona Fuarı’nda doğal taş üretici ve ihracatçıları, taş işleme makineleri ve ekipmanları, maden ocakları için makine üreticileri ürünlerini uluslararası potansiyel alıcılarla buluşturdu.

Ekonomi Bakanlığı’nın prestijli fuarlar listesinde yer alan ve Türk firmalarının her yıl artan ilgisiyle karşılaşan Stona Fuarı’na Türkiye’den katılım yüzde 100’ün üzerinde artışla 76 firmaya ulaştı. Stone Mart ile dönüşümlü olarak iki yılda bir düzenlenen fuara Türkiye’den 2016 yılında 36 firma katılmıştı.

Prestijli fuar desteği başvurusu yapan katılımcı firmalar, stant büyüklüğüne bağlı olarak firma başına 284,000 TL’ye kadar %50 oranında destek alabilme imkânına sahip bulunuyor.

TÜRK MERMERİNE HİNDİSTAN’DA YOĞUN İLGİ

Hindistan, 1,3 milyarlık nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi olmasının yanı sıra, gelişmekte olan ülkeler arasında bulunan hızla büyüyen bir pazara sahiptir.

Asya kıtasının önemli ekonomik güçlerinden olan Hindistan, Türk firmaları için çok sayıda sektörel işbirliği olanağı ve ihracat potansiyeli barındırmaktadır. Satın alma gücü paritesine göre ABD, Çin ve Japonya’nın ardından dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olan Hindistan’ın 2020 yılında GSYİH açısından dünyanın en önemli ekonomileri arasında olması beklenmektedir.

Hindistan’ın mermer ve doğal taş ithalatına uyguladığı kotanın 2016 yılında Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından kaldırılmasıyla, Türkiye’den Hindistan’a yapılan mermer ve doğal taş ihracatı yükselmeye başladı. Türkiye’nin, 2014 yılında 55.721 milyon USD olan Hindistan’a doğal taş ihracat, 2015 yılında yaklaşık %12,7 artışla 62.791 Milyon USD oldu.

Hindistan pazarında Türk mermeri ve diğer doğal taşlar geniş renk skalası, kalitesi ve uygun fiyatları sayesinde tercih edilmektedir.

TG EXPO ULUSLARARASI FUARCILIK A.Ş.    

TG Expo Uluslararası Fuarcılık A.Ş. 2008 yılında Think Global – Küresel Düşün mottosuyla fuarcılıkta uluslararası standartları Türkiye’ye kazandırmak amacıyla yola çıktı. Kurulduğu günden bu yana sektörde birçok ilki gerçekleştirerek Türk fuarcılık sektörünün gelişimine destek veren yenilikçi bir marka oldu. Dünyanın birçok yerindeki bireysel ya da milli katılım organizasyonu üstlendiği ve Türkiye’de organize ettiği fuarlarla, Türk firmalarının uluslararası pazarlarda ürünlerini tanıtmasını, yeni iş birlikleri kurarak ihracat hacimlerini geliştirmelerini sağlamaktadır. T.C. Ekonomi Bakanlığı’ndan uluslararası fuarların milli katılım organizasyonlarını gerçekleştirmek üzere akredite bir şirket olarak,  ülke ticaretini geliştirmek amacıyla 20 yılı aşkın sektörel tecrübesi olan yönetici kadrosu ve alanında uzman ekibi ile müşterilerin her türlü ihtiyacını gözeterek geniş bir yelpazede ‘anahtar teslim’  fuarcılık hizmetleri vermektedir.

Makale ve İnceleme

Madencilik sektörünün sorunları ve yasal çözüm önerileri

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Editör

zeki-ariturk

Av. Arb. Zeki ARITÜRK

Madencilik, yeraltındaki madenlerin araştırılması, çıkarılması ve işletilmesiyle ilgili teknik ve yöntemlerin bütünüdür. Arz kabuğunda bulunan cevher, endüstriyel hammadde, kömür ve petrol gibi ekonomik ekli doğal hammaddeyi sağlamaktır. Ekonomik önemi bulunan mineralleri rasyonel bir şekilde endüstriye sağlamak için geliştirilmiş uygulamalı bilim dalıdır. Maden yataklarının aranması, projelendirilmesi, işletilmesi ve çıkarılan madenin zenginleştirilmesi ile ilgili işlemleri içerir.

Madencilik sektörü, ülkelerin kalkınmasında büyük rol oynamaktadır. Madenler; sanayi, enerji ve inşaat gibi birçok sektörün ham maddesini oluşturmaktadır. Haliyle gelişmiş ülkelerin kalkınmasında madencilik sektöründen yararlandıkları su götürmez bir gerçektir.

Madencilik sektörünün ülkemizde hak ettiği değeri ve desteği göremediğinden diğer ülkelerin gerisinde kalmıştır. Ülkemizin madencilik için yeraltı kaynakları yeterli olmasına rağmen gelişmiş ülkelerle rekabet edememesinin nedenlerini ve çözüm önerilerini yazımızın bu alanında özetlemeye çalışacağız.
Öncelikle;
Madencilik sektöründe; günün ihtiyaçlarına cevap verebilen, kalıcı, koşullara göre esneyebilen, kendini güncelleyen bir yol haritasına ihtiyaç vardır. Bu yol haritası çizilirken madencilik sektörünün yeni bir yasayla desteklenmesi ve mevcut yasaların sektörün sorunlarına çözüm getirir nitelikte değiştirilmesi gerekmektedir.

Madencilik sektörünün ilk engeli olan faaliyet gösterilecek alanların ruhsatları alabilmek ve faaliyete geçişindeki bürokratik sıkıntılar yeni düzenlemelerle aşılabilinmelidir.

Madencilik sektörünün bir diğer önemli sorunu ise, ödenmesi gereken vergilerin diğer sektörlerden fazlaca olması yatırımcıyı bu sektörden uzaklaştırmaktadır. Sektörün gelişmesi için ilgili vergi yükünün hafifletilmesi gerekmektedir. Yine bir diğer önemli sorun ise Madencilik fonunun kurumlar ve gelir olmak üzere çifte vergilendirilmesi fon bütçesini azaltmaktadır. Sektörün acilen yeni yasal düzenlemelerle rahatlatılması ve yatırımcılara teşvik verilmesi gerekmektedir.
Yine ülkemizde madencilik faaliyetleri birçoğu kamu kurum ve kuruluşlarının eliyle yürütülmektedir. Bu durumda ruhsatlardaki alan sınırlamasına gidilmesi gerekliliğini gözler önüne sermektedir. Kamu elindeki madenlerin özelleştirilmelerinde madenciliğe özgü yeni yöntemler geliştirilmelidir. Özelleştirilmesi mümkün görülmeyen KİT’ler rehabilite edilmelidir.

Madencilik sektöründe buğüne kadar Maden Bakanlığının kurulmaması vahim sonuçlar doğurmuştur. Sektörün acilen koordineli ve sübjektif bir politikası olan Maden Bakanlığına bağlanması gerekmektedir. Maden Bakanlığının ilk çalışmasının da sektörün yatırımının önündeki engelleri kaldıracak, teşviklerle bir politaka belirlemesi gerekmektedir.
Madencilik ürünlerinin üretimini sağlamak ve yüksek katma değerli ürünler üretmek gayesi ile yerli ve yabancı sermayeyi madencilik sektörüne çekebilmek için ruhsat, arazi tahsisi, çevre izni ve bunu takip eden diğer izinleri uzun vadede geçerli olacak kurallara, hızlı ve şeffaf izleyen bir mekanizmaya bağlamak gerekir.

Yasalardaki birbirinden kopuk madencilik sektörüyle ilişkili bütün yasal düzenlemeler kapsamlı bir kanunla tek çatı altında toplanmalıdır.

Maden Kanunda 1994 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 46. maddesiyle kamulaştırma işlemleri ETKB’na 3 ay süreli olarak verilmiş ise de, bu süre zarfından günümüze kadar 46. madde yeniden yazılarak yasadaki yerini alamamıştır. İlgili madde kamulaştırma hakkının mutlak hak haline getirmesi kanun boşluklarının ve diğer yasa ve yönetmeliklerle uyumlu hale getirilmelidir.

MER’i ile Maden Kanunundaki çatışmalar giderilmeli, iki kanunun birbirini destekler nitelikte olması için gerekli düzenlemelerin yapılmalıdır. Yine yürürlükteki mevzuatlardaki sürelerin hakkaniyetli biçimde düzenlenmesi, bir yandan birçok bürokratik izinle uzayan ruhsat alımlarının, 22 ayrı bakanlıktan tek tek izin alınmasıyla faaliyet geçilebileceği düşünüldüğünde 6 ay gibi sürenin hayatın olağan akışına aykırılığın acilen giderilmesi gerekmektedir.

Maden Ruhsat Sahalarını İlgilendiren Diğer Mevzuat Uygulamada Anayasa’ya aykırı olarak madenciliğe engel teşkil eden düzenlemeler aşağıda verilmiştir.

1- Çevre Mevzuatı
2- 6831 Sayılı Orman Kanunu
3- 4342 Sayılı Mera Kanunu
4- 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılatılması Hakkında Kanunun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi ve Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun
5- Milli Emlak Genel Müdürlüğü Mevzuatı
6- 2560 Sayılı İSKİ, İZSU Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
7- Toprak ile İlgili Mevcut ve Tasarı Halindeki Mevzuat
8- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
9- Diğer Mevzuatlar: 2873 Sayılı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Kanunu, 2634 Sayılı Turizm Teşvik Kanunu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 3621 Sayılı Kıyı Kanunu, Sağlık Bakanlığı 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Uygulamasına Dair Yönetmelikler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş ve İşçi Sağlığı ile ilgili Tüzük ve Yönetmelikler

Yukarıda kalem kalem belirtilen Yasaların hukukçu uzmanlar tarafından gözden geçirilerek yenilenmelidir.

Özetle; yazımızın başlarında değindiğimiz acilen kurulması elzem olan Maden Bakanlığının kurulması, Madencilik sektörüne yeni bir ivme kazandırması, sektörü ile devlet arasındaki sorunların tanım ve çözümlerinde kilit rol oynaması, ve yerel sektörü global dünya normlarıyla geliştirmesi için politalar belirleyerek faaliyete geçmesi gerekmektedir. Akabinde vergi yükleri, yatırımcı teşvikleri, yasalardaki uyumsuzlukları giderilmesi için kanun koyucuların yürürlükteki mevzuatları değiştirmesi gerekmektedir. Unutmalıyım ki; Türk Madenciliğinin kalkınması, ülke ekonomisine sağlayacağı katkı azımsanmayacak ölçüde olacağından, yeni istihdam alanları aramak yerine bazı değişikliklerle yeni yükler altına girmeden elimizdeki cevheri değerlendirmemiz ile mümkün olacaktır. Madenciliğin kalkınması ve gelişmesi demek ülkenin kalkınması demek olduğunu hatırlatmakla yazımıza son verelim.

DEVAMINI OKU

Makale ve İnceleme

İndirimli orana tabi işlemlerde KDV iadesi

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Editör

vergiiii-800x510

I. Giriş ;
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 29. maddesinde vergi indiriminin kuralları detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Buna göre bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemlerinden yani hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde aradaki fark iade edilmez, sonraki döneme devrolur. Ancak Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan (5615 Sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle değişen ibare. Yürürlük: 04.04.2007) işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir. (5838 sayılı kanunun 12. maddesiyle değişen ibare)Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi izleyen yıl içinde talep edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin yukarıda sayılan borçlarına mahsuben iade edilir. Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, iade hakkını kısmen veya tamamen ya da amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi ile sınırlı olmak üzere kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

II. Konu İle İlgili Yasal Düzenlemeler
İade uygulamasına ilişkin usul ve esaslar 2006 ve izleyen yıllarda gerçekleştirilecek indirimli orana tabi işlemler için geçerli olmak üzere, 3065 Katma Değer Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile belirlenmiştir.

3065 sayılı kanunun 28. Maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca vergi oranları indirilen teslim ve hizmetler dolayısıyla yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen KDV tutarlarının, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen sınırı aşan kısmı, KDV Genel Uygulama tebliğinin (III/B -3.2.2.) bölümünde belirtilen borçlara yılı içinde vergilendirme dönemleri itibarıyla mahsuben, izleyen yıl içerisinde talep edilmesi kaydıyla nakden yada söz konusu borçlara mahsuben iade edilebilir.

III. İade Uygulamasının Kapsamı
Bir hesap dönemi içerisinde % 1 ve % 8 oranları ile mal ve hizmet tesliminde bulunan mükelleflerin, bu işlemlerine ilişkin olarak satın aldıkları mal ve hizmetlere amortismana tabi iktisadi kıymetlere, genel giderlere ödedikleri ve o yıl boyunca indirme imkanı bulamadıkları KDV bu iade kapsamına girmektedir. İndirimli orana tabi işlemlerle ilgili olsa dahi, yıl içerisinde satışı gerçekleştirilmeyen yahut hizmeti gerçekleşmemiş işlemlere ilişkin satın alınan mal ve hizmetlere ödenen KDV bu kapsama dahil edilmeyecektir.

KDV Kanunu’nun 28. maddesinde KDV oranı, vergiye tabi her bir işlem için %10 olarak belirlenmiş olup, ayrıca Bakanlar Kuruluna bu oranı,

  • dört katına kadar artırma,
  • % 1’e kadar indirme,
  • bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası için farklı vergi oranları tespit etme yetkisi verilmiştir.

Kanundan kaynaklanan bu yetkiye istinaden Bakanlar Kurulu muhtelif tarihli Resmi Gazetelerde yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararnameler ile indirimli oranda vergiye tabi mal ve hizmetleri (I) ve (II) sayılı listeler halinde belirlemiştir.

İndirimli orana tabi işlemlerden; katma değer vergisinin konusuna girmeyenler KDV beyannamesine dahil edilmeyecek,

  • kısmi istisna kapsamına giren dolayısıyla yüklenilen vergilerin indirim ve iadesi söz konusu olmadığından, yüklenilen bu vergiler işin mahiyetine göre gider, maliyet veya kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacak.
  • Tam istisna kapsamına girenler dolayısıyla (ihraç kayıtlı teslimler ) dahil yüklenilen vergilerden indirim yoluyla telafi edilemeyenler ise ilgili işleme ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde iade edilecektir.

IV. İade Şartları
İndirimli orana tabi işlemlerde iade edilecek verginin alt sınırına ilişkin olarak 6/5/2006 tarihli ve 26160 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2006/10379 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1 inci maddesinin birinci fıkrasında bu tutar 10.000 YTL olarak belirlenmiş, ikinci fıkrasında ise “2007 ve izleyen takvim yılları için bu sınır, bir önceki yıldaki tutarın, Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde yapılacak hesaplamada, 50 YTL ve daha düşük tutarlar dikkate alınmaz, 50 YTL’den fazla olan tutarlar ise 100 YTL’nin en yakın katına yükseltilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, indirimli orana tabi işlemlerden doğan katma değer vergisi iade taleplerinde, bu işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisi tutarının iade yapılamayacak kısmı ile ilgili 2016 yılında geçerli olan 20.600 TL tutarındaki sınır, 2017/9759 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile düşürülerek 2017 yılında yapılacak 2016 yılı iade sınırı 10.000,00 TL olarak uygulanacaktır.

III. Sonuç
Sonuç olarak 2017 / 9759 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 2016 yılı içerisinde %18 KDV oranına tabi mal ve hizmet satın alan ve %8 veya daha düşük oranlarda mal ve hizmet teslimi gerçekleştiren mükellefler 2017 yılı içerisinde 2016 yılında yapmış oldukları mal ve hizmet satışlarından kaynaklanan Katma Değer Vergisini 10.000,00 TL sınırını geçtiği tutarı nakden veya mahsuben iade alabileceklerdir.

Makale:

Hasan SARIBAŞYMM  E.Vergi Müfettişihasansaribas@hotmail.comhsaribas@consulta.com.tr
Hakan AKKAYAS.M. Mali Müşavirhkn.akkaya@hotmail.comhakkaya@consulta.com.tr

 

DEVAMINI OKU

Makale ve İnceleme

Bor madeni ile ilgili bilinenler ve bilinmeyenler…

Natural Stone

Yayınlanma Tarihi:

Editör

maxresdefault

Şu Bor dedikleri…

Bor, periyodik cetvel üzerinde B simgesiyle gösterilen, ısıya dayanaklı, sert bir yapıya sahip elementtir. Özellikle son on yılda adını sıkça duyduğumuz bu element, aslında 4000 yıl öncesinde ilk olarak Tibet’te kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra Sümerler ve Hititler bu elementi altın ve gümüş işçiliğinde kullanırken, Eski Mısırlılar mumyalama işlemlerinde, Romalılar cam yapımında, Eski Yunanlılar temizlikte ve Araplar ilaç yapımında kullanmışlardır. Yani bor madeni sanıldığı gibi yeni bulunan bir element değildir.

Bor elementi 2300 C ‘de erirken, 2500 C ‘de kaynamaktadır ve doğada yaklaşık olarak 230 çeşidi bulunmaktadır. Ayrıca doğada serbest olarak değil, tuz şeklinde ve diğer elementlerle bileşik olarak bulunur. Dünya üzerinde en önemli kaynakları Rusya, ABD ve Türkiye’de bulunan bu element, askeriyeden bilgisayar sistemlerine, inşaat sektöründen otomobil sektörüne kadar 400 ‘ü aşkın alanda kullanılmaktadır. Türkiye bor madenlerinin %72’sine sahiptir. Fakat üretim ve  ihracat oranı düşük olduğu için ülkemize getirisi pek fazla değildir.

Türkiye’de bulunan başlıca bor yatakları, Balıkesir, Kütahya, Bursa ve Eskişehir’de bulunmaktadır ve Bor madenlerini işletmek için Kırka (Eskişehir), Emet (Kütahya), Bigadiç (Balıkesir), ve Kestelek (Kütahya)’te tesisler bulunmaktadır.

  • Kırka Bor İşletmeleri : Yıllık 800.000 ton üretim kapasitesine sahiptir. Ayrıca Kırka’daki bu bor yatağı dünyanın en büyük bor yatağı olma özelliğini taşımaktadır.
  • Emet Bor İşletmeleri : Yıllık 500.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.
  • Bigadiç Bor İşletmeleri : Yıllık 200.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.
  • Kestelek Bor İşletmeleri : Yıllık 100.000 ton üretim kapasitesine sahiptir.

Türkiye bor rezervlerinde %72’lik pay ile birinci sırada gelmekte, %8.50’lik pay ile Rusya ikinci ve %6,80 ‘lik pay ile Amerika üçüncü sıradadır.

Ancak MTA ( Maden Tetkik Arama ) tarafından yapılan rezerv arama çalışmaları sona erdiğinde Türkiye’deki bor rezervlerinin daha da artacağı tahmin edilmektedir. Yaklaşık 40 yıl sonra ise Türkiye dünya üzerinde bor rezervine sahip tek ülke olacak ve Türkiye’nin dünya üzerindeki popülaritesi artacaktır bu sebeple bor’un ülkemiz açısıdan zstratejik önemi oldukça fazladır.

Kullanım alanı bu derece geniş olan bor elementini Amerika uzay teknolojilerinde ve askeriye sistemlerinde kullanırken Türkiye deterjan ve sabun yapımında kullanmaktadır. Birçok bilim insanının “21.yüzyılın Petrolü ve Sanayinin Tuzu” diye tanımladığı bor, bazı yerel kaynaklarda fazla abartıldığı, aslında bor’un ekonomik açıdan pek öneminin olmadığı vurgulanmaktadır ancak bütün bu söylemler yanlıştır, çünkü bor’un kullanım alanı dünyadaki birçok doğal kaynaktan daha fazla ve önemlidir. Örneğin günümüzün en önemli doğal kaynağı olan petrol; gaz yağı, akaryakıt, makine yağı, fuel oil, jet yakıtı gibi alanlarda kullanılırken Bor, bütün bu alanlarda kullanılabildiği, bilgisayar sistemlerinde ve askeriye sistemlerinde dahi kullanılabilmektedir.

ABD’nin Bor rezervi 8 yıl sonra bitiyor! Üstelik ekonomik değil. Zira ABD, Bor çıkarabilmek için yerin 400 metre altına inmek zorunda. Yani bol bol para ve zaman harcıyor. Türkiye ise neredeyse kürekle Bor çıkarabiliyor! Çünkü toprağın 30 metre altı Bor!

DEVAMINI OKU

Popüler Haberler